Üye Girişi
Şifremi Hatırlat Şifremi Hatırlat
| |
Yeni Üyelik Yeni Üyelik

ARDAHAN - ÇıldırARDAHAN - Çıldır
MERYEMMERYEM
KöyüKöyü
wwwwww
meryemkoyumeryemkoyu
org.trorg.tr

ardahan çıldır meryem köyü derneği
Dernek Logosu Dernek Logosu

Basın Bülteni Basın Bülteni

Kaydol
E-Bülten E-Bülten

Eklenti Kur
Radyo Radyo

EtkinlikEtkinlik Kayıt Formu Kayıt FormuEtkinliklere kaydolmak için tıklayınız
CanlıCanlı Yayın Yayın
UlaşımUlaşım Krokisi Krokisi
SohbetSohbet Bölümü BölümüDolu dolu ve hoşça vakit geçirmek için
DavetDavet Bölümü BölümüTanıdıklarınızı çağırın sitemizi canlandırın
İletişimİletişim Formu Formuinfo@meryemkoyu.org.tr

Çeşitli Bilgiler Çeşitli Bilgiler

İLÇEMİZİ TANIYALIM

 
-posta Adresi  
Gönder  
  İLÇEMİZİN/KÖYÜMÜZÜN TARİHÇESİ
 
 
Ardahan 2700 yıllık tarihi ile Anadolu'da Türklerin ilk yerleştiği önemli merkezlerden birisi konumuna gelmiştir. M.Ö. 680 yıl önce Kafkasların Kuzeyinden
gelen atlı göçebe Saka/İskit Türkleri, Ardahan Bölgesini Van/Urartu imparatorluğundan alarak bu bölgeye yerleşmişlerdir. Aynı yıllarda bölge Türklerin
önemli bir yerleşme merkezi olarak dikkat çekmeye başladı. Sakalar'ın Gogarlı, Taoklu, Cavaklı boylarının bu bölgeye yerleştikleri şimdiye kadar tarih,
coğrafya ve etnolojide yaşattıkları biliniyor. Sakalar'ın 500, yıllık hakimiyetinden sonra bölgeye iran yolu ile gelen PART/ Arsaklı Türkleri 600 sene
boyunca bölgede hakimiyetlerini sürdürdüler.
SELÇUKLULAR : 1068 Yılında Selçuklu Devleti burayı topraklarına katmıştır. Bu bölgede uzun yıllar Kuman ve Peçenek Türklerinin yaşadıkları bilinmektedir.
1124 yılında Kafkasların kuzeyinden gelen Ortadoks Kıpçak Türkleri yerleşme yeri olarak Ardahan bölgesini seçmişlerdir. 1267 yılından 1479 yılına kadar
Ardahan-Ahıska-Artvin kesiminde Atabek adlı bir sülale kurulmuş bunlar 1479 yılında İstanbul'a tabii olmuşlar, Osmanlı imparatorluğunun 1578 yılında Ahıska'yı
fetihlerine kadar yaşamışlardır.
OSMANLI DÖNEMİ: Anadilleri Kıpçak (Çağatay) Türkçesi olan ve bölgede uzun yıllar hüküm süren Atabekler Sülalesinin Osmanlı imparatorluğuna hizmetleri büyük
olmuştur. Atabekler sülalesinden Mirza Çubuk Artvin, Ahıska ve Ardahan beyi iken Şehzade Yavuz'un (Selim) Trabzon'a yürüttüğü Osmanlı Ordusunda kılavuz
olarak bulunmuş, Gürcülere ait Kütayis kalesini yıktırdı, Osmanlı'nın 1514 yılında Çaldıran'a düzenlediği sefer sırasında Osmanlı ordularına gidiş ve dönüşlerinde
bolca erzak vererek hizmetlerde bulundu. Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferine çıktığı bir sırada Mirza bey öldü , bunun üzerine bölgeye İran nüfusu yerleşti.
Osmanlı İmparatorluğu bunun üzerine 1578 yılında Atabekler şulesini ortadan kaldırarak Ardahan ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı. Ardahan 1578 yılından
93 harbine kadar
Osmanlı İmparatorluğunun idaresinde kaldı.
ARDAHAN TARİHİNDE ÖNEMLİ GELİŞMELER: 93 Felaketinden sonra 3 Mart 1873 tarihinde yapılan Yeşilköy anlaşması ile Ardahan Çarlık Rusya'ya savaş tazminatı
olarak bıraktıldı. Ardahan ile birlikte diğer iki sancak Artvin ve Batum Ruslara verildi. 3 Mart 1918'de imzalanan Brestlitovvsk Anlaşması ile Bolşevik
Rusya Arhadan'ı yeniden Osmanlı hükümetine iade etti. Bu süre zarfında Ardahan'da önemli tarihi hadiseler meydana geldi. Esaret altında bulunan Ardahan'da
yer yer ayaklanmalar oldu. Bu ayaklanmalar Ruslar tarafından kanlı olarak bastırıldı. 26 Mart 1918 tarihinde Hopa ve oltu üzerine yürüyen Türk birlikleri
4 Nisan tarihine kadar süren bu savaş sırasında Borçka'dan Çıldır'a kadar Ardahan ve Artvin sancaklarını kurtararak 40 yıl boyunca Rus esaretinde inleyen
bu toprak parçasını yeniden anavatan'a kavuşturdu. Ancak 30 ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondoros müterakesi ile bu topraklar yeniden Ruslara brakıldı
ve Türk birlikleri bu bölgeden geri çekilmek zorunda kaldı.
ARDAHAN DİRENİYOR: Ardahan topraklarının yeniden Ruslara verilmesi ile birlikte Milli kurtuluş mücadelesi için büyük bir hareket başlattı. 5 Kasım 1918
tarihinde ilk Müdefa-i Hukuk Cemiyeti Kars'ta kurulan Milli Şura adlı geçici Türk Hükümetine katıldı. Altı ay boyunca Doğu'da ermeniler, Kuzeyde'de Gürcüler
ile mücadele edildi. Milli Mücadele yıllarında Halit paşa başkanlığında halkın birlik ve beraberliği sağlandı. 3-9 Ocak 1918 tarihlerinde Ardahan'da kurulan
Milli Şura Hükümeti kongresini yaptı. 13 Nisan 1919 tarihinde İngilizler Kars'ı işgal ederek bu bölgeyi Ermeniler'e vermeye hazırlandı.Bunun üzerine Kars'ta
bulunan Karma Koalisyon kukla hükümeti Gürcüs-tan'a el altından müracaat ederek onlara sığınmaya kalkıştı. 20 Nisan 1919 tarihinde General Kvininatze idaresindeki
bir Gürcü Tümeni Ardahan'ı işgal etti. Ardahan'da bir köy tamamen yakılıp yıkılırken 25 köy işgal kuvvetleri tarafından yağma edildi. Milli Yerli Şura
Hükümeti büyük bir direniş başlattı. Bölgede tek bir yerleşik Gürcü köyünün bulunmaması Yerli Şura Hükümetinin işini kolaylaştırdı.Çeteler yaptıkları baskınlarla
bölgede yakılan özgürlük meşalesini söndürmedi.
O Yıllarda Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk Türkiye topraklarının düşman işgalinden kurtarılması için büyük bir mücadeleye başladı. 19 Mayıs'ta Samsun'a
çıkan Atatürk Erzurum'da kongre topladı. Erzurum kongresine iki delege katıldı ve Ardahan, artvin,Batum Türklerinin kurtarılmasını istedi. Bu istekler
7 Ağustos 1919 tarihinde Erzurum'da 11 Eylül 1919 tarihinde Sivas'ta düzenlenen kongrelerin beyannemelerinde yer aldı. 28 Ocak 1920'de imzalanan Milli
Misak anlaşmasının 2. Maddesinde Ardahan'ın kurtarılması belirtildi.
18 Temmuz 1920'de Atatürk ile birlikte Büyük Millet Meclisi üyeleri de Milli Misak üzerine andettiler. Ardahan'ın ingilizler tarafından terk edilirken
Gürcülere bırakılması Atatürk tarafından protesto edildi. Kazım Karabekir Paşa komutasındaki 15. kolordumuz azıtan Ermenileri tepeleyerek , yeni Türkiye'mizin
ilk zaferini kazanarak Kars'ı kurtardı. Sıra Ardahan'a ve diğer sancaklara geldi. Bu da diplomasi yolu ile çözüldü. Bölgede bulunan tarihi ve etnik haklarımızı
belirten bir ültümaton 21 Şubat 1921 tarihinde Gürcistan Hükümetine Hükümetimiz tarafından verildi. Hükümet 18 saat içinde müsbet cevap aldı. 23 Şubat
sabah saatlerinde müjdeli haber verildi. Harbiye vekili Fevzi Çakmak paşa Şark Ordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa'ya telgraf emrini geçti, Telgrafta şu
ibareler yer alıyordu: "Ankara Gürcü sefiri şimdi 23 Şubat 1921 saat 4.45'de Ardahan ile Artvin Sancaklarını bize terkettiğini bildirmiştir"
ARDAHAN'IN İL OLMASI : Osmanlı döneminde eyalet olan Ardahan, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında 1921 yılında Vilayet oldu. 9 Şubat 1925 tarihinde Ardahan
Milletvekili Halit paşa, Kel Ali namıyla anılan Ali Çetinkaya tarafından bilinmeyen bir sebepten dolayı vuruldu. Yine Ardahan milletvekillerinden Hilmi
beyin adı izmir suikastına karışması nedeniyle İdam edildi. 1926 yılına kadar Vilayet olan Ardahan'ın Vilayetliği elinden alındı. Halkın senelerce buna
tepki göstermesi SSCB'nin dağılması ile birlikte bölgede yeni gelişmeler gözönünde bulundurularak 3 Haziran 1992 tarihinde 21247 sayılı Resmi Gazetede
yayınlanarak yeniden Vilayet unvanı geri verilmiştir.
DOĞAL YAPISI: Ardahan ili toprakları Doğu Anadolu'nun en dağlık ve engebeli kesimlerinden birisinde yer alır. Büyük bölümünün yüksekliği 2.000 metreden
fazladır. Ardahan ilinin en yüksek noktası Güney kesimindeki Kısır dağının zirvesidir. Bu zirvenin yükseliği 3.197 metredir. İlin orta kesiminde bulunan
düzlükler Ardahan yaylası olarak isimlendirilir. Erzurum Kars yaylasının bir parçası olarak kabul edilen Ardahan yaylasının ortalama yüksekliği 2000 metreye
yakındır. Karlar eridikten sonra yeşillere bürünen bu yayla önemli bir besicilik alanı olarak kabul edilir. Çevrede bulunan bazı akarsular büyük vadiler
ve ovalar oluşturmuştur. Bunların en önemlileri Ardahan ve Göle ovalarıdır. Ardahandan doğan akarsular Türkiye snırları dışında bulunan Hazar Denizine
dökülür. Bu akarsulardan başlıcası Kura ırmağıdır. Ardahan sınırları içerisinde iki göl bulunur. Bunlardan Çıldır gölünün kapladığı alan 120 kilometre
karedir. Daha kuzeydeki Aktaş gölünün yüzölçümü 14 kilometre karedir. Hazapin gölü olarak da anılan Aktaş gölünün doğu yarısı Gürcüstan sınırları içende
kalmaktadır.
İKLİMİ: İlde karasal iklim hüküm sürer. Yıllık ortalama sıcaklığı 5 derecenin altında olduğu ilde kışın 30 derecenin altına düşen hava sıcaklıklarına sıkça
rastlanır. Türkiye'de en çok yazın yağış alan dar bir alanda bulunan Ardahan'a yılda ortalama 500 milimetre kadar yağış düşer, iklim ve yükseklik nedeniyle
ilin doğal bitki örtüsü bozkır (step) görünümündedir. Yalnızca Ardahan ve Göle'nin yüksek kesimlerinde ormanlar vardır. Bu ormanlar soğuğa ve kuraklığa
dayanıklı Sarıçamlardan oluşur.
EKONOMİ: Ardahan ilinde en önemli geçim kaynağı hayvancılıktır. Yörede yaygın olarak sığır ve koyun yetiştirilir. Hayvanlar daha çok canlı olarak satılmak
için yetiştirildiği için hayvansal ürünlere dayalı ürünlerin üretimi oldukça düşüktür. Yaylalarda hayvanlardan elde edilen sütlerin işlenmesi amacı ile
mandıralar kurulmuştur. Halk arasında "zavod" olarak adlandırılan bu küçük işletmelerde yoğurt, kaşarpeyniri, gravyer ve lor üretilir. Ardahan yaylalarının
bereketinden bir başka üretim ise çiçek balıdır. Bu özel bal Türkiye'nin her yerinde aranır. Ancak bölgede yeterince bal üretimi yapılamaz. Ardahan'ın
bitki yetiştirmeye elverişli alanları oldukça azdır. Yörenin dağlık olması bitki üretimine engel olmaktadır. Bölgede yetiştirilen başlıca bitkiler patates,arpa
ve buğdaydır. Ardahan'da hayvancılığın gelişmesine katkıda bulunan başlıca kuruluş Göle Tarım İşletmesi olarak kabul edilir. İl'de kurulan ve özel sektör
tarafından kurulan et kombinası da hayvancılığın gelişmesine, yörenin kalkınmasına önemli hizmetlerde bulunmaktadır. Küçük süt işletmeleri, halı dokuma
tezgahları, oto onarım ve bakım atölyeleri dışında ilde maalesef büyük sanayi kuruluşları bulunmamaktadır. Ardahan yera Itı kaynakları bakımından da son
derece yoksuldur.

 KAYNAK NECATİ YILDIZ.

 

Kiziroğlu Mustafa Bey
 
 
 Halk şiirimizde kavganın ve coşkunun en büyük temsilcisi Köroğlu'dur.Şiirlerinde öne çıkardığı kahramanlık, savaş, yiğitlik vb. konular, şair olanKöroğlu ile eşkıya Köroğlu'nu halkın zihninde kaynaştırmıştır.
Şu ana kadar bu adı almış yüzlerce şair ve eşkıya 'Köroğlu' türemiştir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, şairKöroğlu ile eşkıya Köroğlu birbirlerinden ayrı kimselerdir.Ancak, dikkatimizi çeken bir nokta daha var ki, o da her iki Köroğlu'nda yiğitlik ve şairlik gibi iki özelliğin bir arada bulunmasıdır. İster şairKöroğlu olsun, ister eşkıya Köroğlu, kahramanlık ve şiir onların hayatlarından hiç eksik olmamış ve 'Köroğlu' dendiğinde her zaman bu iki kavram akla gelmiştir.
Aşağıya aldığım eşkıya Köroğlu ile Kiziroğlu Mustafa Bey arasında geçen şu olay,Köroğlu'ndaki kahramanlık ve şairlik özelliklerini bir arada yansıtması bakımından çok çarpıcıdır.
Osmanlılar devrinde küçük köylerde hükûmetle halk arasında vasıta olan memurlara kizir denilirdi.Bir tür muhtar, yani.Mustafa, işte böyle bir kizirin oğludur. Kars civarında Kısır Dağları'nın eteklerinde ata binerek, ok atıp kılıç sallayarak büyür.Haksızlıklara hiç tahammülü yoktur onun.Bu yüzden kısa zamanda ünü dört bir yana yayılır ve o yörenin efendisi olup asayiş ile hüküm sürmeye başlar.
Gel zaman git zaman, batıdanKöroğlu adında bir yiğit çıkagelmiş köye. Buralarda adaletsizlik olduğunu sanarakKısırDağları'nda bir derede mesken tutmuş ve Kiziroğlu'nun yöreden ayrıldığı bir vakitte köyünü ele geçirip bir kale inşa etmiş.Kiziroğlu geri geldiğinde olanları görüp,
- Bu kim ola ki benim yurdumda kal'a kurup hüküm yürüte!diye çıkmış Köroğlu'nun karşısına. İki yiğit birbirlerinin zalim olduğunu sanarak günlerce dövüşmüşler.Köroğlu'nun Kırat'ı ile Kiziroğlu'nun Ala Paça'sı da sipahileri gibi birbirleriyle mücadele ediyorlarmış. NihayetAla Paça,Kırat'ı yenince Kiziroğlu bundan cesaret almış ve:
- Ala Paça bu Köroğlu'nun atını alt etti. Ben de onu yensem gerek, deyip hırs ile saldırmış.O sırada Köroğlu'na bir ürperti gelip şöyle aman dilemiş:
- Dur bre yiğit!Bana azıcık mühlet ver, gidip yoldaşımla ve karımla helallaşayım!
 Kiziroğlu mühlet vermiş ve Köroğlu helalinin yanına varıp sazını şöyle dillendirmiş.Görelim ne söylemiş:

Bir atı var Ala Paça, peh peh peh
 Mecal vermez Kırat kaça hey hey hey
 Az kaldı ortamdan biçe
 Ağam kim, paşam kim, nigâr kim, hanım kim?
 Kiziroğlu Mustafa Bey
 Bir Bey'in oğlu
 Zor Bey'in oğlu
 Hay edende haya teper, peh peh peh
 Huy edende huya teper, hey hey hey
 Köroğlu'nu suya seper
 Ağam kim, paşam kim, nigâr kim, hanım kim?
 Kiziroğlu Mustafa Bey
 Bir Bey'in oğlu
 Zor Bey'in oğlu
 Bir fendinen geldi geçti, peh peh peh
 Hışmı dağı deldi geçti, hey hey hey
 Ağam kim, paşam kim, nigâr kim, hanım kim?
 Kiziroğlu Mustafa Bey
 Bir Bey'in oğlu
 Zor Bey'in oğlu
 
Meğer Kiziroğlu, kaçmasın diye hasmını evine kadar takip etmiştir.Karısına söylediklerinin hepsini duymuş, duygulanmış ve sonra kendinden utanmış.Orada Köroğlu'nun canını bağışlamış, boynuna sarılıp helallik dilemiş.İki yiğit, birbirlerinin zalim olmadıklarını anlamış ve dost olmuşlar.Köroğlu, bu dostluktan memnun olarak Kiziroğlu'nun yurdundan ayrılmış. O günden sonra Kiziroğlu'nun namı bir kat daha artmış.Yiğitliği, adaleti ve civanmertliği dillere destan olmuş.Sonradan onun yurduna "Kiziroğlu" diye ad koymuşlar.Şimdi Kısır Dağı eteklerindeki Kiziroğlu köyü, onun hatırasını yaşatmaktadır


NECATİ YILDIZ

 
ÇILDIR´IN MAVİ KUŞAK KÖYLERİ 


 

ÇILDIR´IN KÖYLERİNİN ESKi VE YENİ ADLARI 
 Yeni                                            Eski
1Açakale                                           Akçakale
2.AşağıCanbaz                                   Aşağı Canbaz
3.Akdaı                                              Çamorda
4.Ağıllı                                               Hamaş
5.Akcil                                               Colit
6.Akkiraz                                           Kertene
7.Baltalı                                             Tatalet
8.Dirsekkaya                                      Zerebük
9.Damlıca Gülçimen                             Kodamıh
10.Doğankaya                                    Helavan
11.Eski Beyrahatun                              Eski Beyrahatun
12.Eşmepınar                                      Purut
13.Gölebakan                                     Meredis
14.Gölbelen                                        Urta
15.Güvenoçak                                     Zinzal
16.Horozöttü                                       Okşet
17.Kayabeyi                                        Yerliçayıs
18.Karakale                                        Karakale
19.Kaşlıkaya                                        Vartmana
20.Kenardere                                       Anpur
21.Kurtkale(Nahiye)                              Kurtkale
22.Kenarbel                                         Kenarbel
23.Kotanlı                                             Sikerep
24.Samiha Şakir                                   Terekeme Çayıs
25.Meryem                                           Meryem
26.Önçül                                              Karostav
27.Saymalı                                            Koğas
28.Sazlisu                                              Koravel
29.Taşdeğirmen                                     Camdıra
30.AşıkŞenlik                                          Suhara(Belde)
31.YeniBeyrehatun                                   Tezeköy
32.Yıldırımtepe                                        Rabat
33.Yukarı Canbaz                                    Yukarı Canbaz
34.Övündü                                              Başlof
35.Sabaholdu                                          Kodas
36.Kuzukaya                                           Sabadur
37.Başköy                                                 Başköy
Not:Damlıcanın İlk adı Gülçimendir.




Çıldır,  en eski Türk yerleşim merkezlerinden biridir. Heredot Tarihi' nde de bahsedildiği gibi, M.Ö. 650-700 yılları arasında bölgeye gelen Saka Türkleri, Çıldır' a ebedi Türk olma damgasını vurmuşlardır. Zaten Çıldır adı da oradan gelmektedir.

 

Çıldır, Oğuz Han'ın Çavuldur Boyu adının; Çavuldur (Çaldur) Çıldır şeklinde fonetik bir değişikliğe uğramış biçimdir.

Çavuldur, Oğuz' un Gökhan' dan olma ikinci torunudur. Yöre halkının meskuniyeti, böylece 1071 Zaferi'nden çok daha gerilere gider. Öyle ki, Anadolu kapılarını ebedi olarak Türklere açacak olan Sultan Alpaslan'ın ordusu, Çıldır'a geldiğinde, Akçakale mevkiinde üç gün misafir edilir ve ordusuna takviye birlikler verilir.

Çıldır' ın bilinen tarihi zamanımızdan 6000 yıl öncesine gitmektedir. Yapılan araştırmalarda Hurrilerin burada Akçakale ada kenti olmak üzere bir devlet kurduklarını göstermiştir. M.Ö. 1900-1400 yılları arasında kurulan Kitanlı Devleti Çıldır gölü ve çevresine 500 yıl hakim olmuştur. Bundan sonra merkezi otoritesi kayıp olan Hurrilerin 600 yıl süren derebeylik devresinde Akçakale Köyü merkez olmak üzere Gökdağ, İnektepe, Kalaça, Akçakale' nin kuzeyinde Senger denilen yerlere birer kale kurarak derebeylik yörede egemen olmuştur. Özellikle Senger- Gökdağ üzerinde Trabzon'a kadar uzanan tarihi ipek yolunun bir kolunun da kontrol altına alınabilmesi için bir tepenin yapay engellerle sarplaştırılmasıyla dikkati çeker. Burası hem Çıldır gölüne hem' de Çıldır ovası' na hakim bir derebeylik' idi.

Daha sonra aynı ırktan olan URARTU Devleti'nin egemenlik sürdüğü görülür. M.S. 650 yıllarında SAKA Devleti, URARTU Devleti' nin egemenliğine son vermiştir. Bir süre sonra yani M.S. 429 yılında 200 yıl boyunca İranlılar Çıldır' a hakim oldular. Bu dönemin izleri mezarda ateş yakmak ve ateşe su dökmenin günah sayılması gibi inançlarla günümüze ulaşmıştır. 450-500 seneleri arasında Musevi inancını kabul etmiş olan Hazarlar büyük bir Devlet kurarak Çıldır ve çevresini' de topraklarına kattılar. Bu dönemde buralarda bulunan Kazak ve Borcalı' lara TEREKEME adı verilirdi.

Selçuklu Sultanı Alpaslan 1064 yılında Horasan'dan büyük bir ordu ile gelip Mayıs ayında Cavak Sancağının merkezi olan Akçakale' yi feth etti. Alpaslan' ın savaşmadan teslim olma önerisini götüren İbni Mücahit ve Ebu Semre’yi Akçakale Beyi öldürttüğünden kent savaşla alındı ve gece yakıldı. Gölün doğu kıyısındaki Albiz Kalesi' de alınarak yakılıp yıkıldı. Çıldırın İdaresi Alpaslan'ın kayın pederi sayılan Müslüman Loru Terekeme beylerine verildi. Akçakale, Akal-Palak halkı göç ederek yanan şehirlerinin yerine Ahırkelek Kalesini yaparak yerleştiler. Türkçe'de Şeytan anlamına gelen Albız halkı ise Rabat (Yıldırımtepe) kuzeyine Şeytan Kalesini yaptılar. 1064 yılından itibaren Çıldır bölgesi merkezi Şeytan Kale oldu.

Loru Terekeme Beyleri Cavak Sancağını 60 yıl idare ettiler. Kıpcaklar 1124 yılında Daryal boğazından geçerek Çıldır'ı ele geçirdiler. Kıpçaklar Gürcüler in Bangrat Kırallarını tahta geçirdiler. Bu dönemde Çıldır' dan diğer bölgelere büyük göçler oldu. 1125 yılında Çıldır Gürcülerden Harzem Şah' ların eline geçti.

1239-1240 yıllarında Moğollar Harzem Devletini yıkarak Çıldır' ı aldılar. Moğollar Ardahan, Çıldır ve Ahıska' nın yönetimini Kıpcak beylerine verdiler. Dönem dönem beylikler egemenliği altında kalan Çıldır Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın Oltu, Ardahan ve Kars' ı almasından sonra 1546 yılında Safavı Şahı birinci Tahmasap Çıldır'ı Ata bek' lerden alarak Cavak beylerinden Varaza oğlu Mahmut Hana verdi. Çıldır' da Rabat ve Şeytan Kalesini yönetim merkezi yaptı. Safavi' ler ve Osmanlılar Çıldır ve Ardahan arasında baskın ve talanlarla birbirlerini hırpaladılar. İran Serdarı Tokmahan ile Osmanlı Ordusu 09 Ağustos l578 günü Zurzuna, Purut ve Suhara (Çıldır, Eşmepınar ve Aşıkşenlik) arasında şimdiki Çıldır düzünde meydan muharebesi yaparak Şeytan Kalesi alındı. Lala Mustafa Paşa Feth edilen yerlerde 3 eyalet kurdu. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde eyaletlerden birisi olan Çıldır eyaletini Osmanlının doğudaki en güçlü ve zengin eyalet olduğunu belirtmiştir.

93 Harbi olarak geçen savaş sonrasında 1877 yılında bölge yeniden Rusların eline geçti 14 Temmuz 1878' de yapılan Berlin anlaşmasıyla Ruslara savaş borcu olarak verilecek olan 245 milyon Osmanlı altınının 200 milyonunu karşılamak üzere 3 sancak denilen Kars, Çıldır ve Batum sancakları Ruslara teslim edildi. 1917 yılında Rusya'da başlayan Bolşevik ihtilalini fırsat bilen Gürcüler bağımsızlıklarını ilan ederek Çıldır' ın işgaline başladılar. Bu dönemde Çıldır Gürcülerle Ermeniler arasında çekişme bölgesi haline geldi. İşgale direnen Çıldır' da yaşanan, Meryem ve Kotanlı köylerinin katliamlarından sonra iki yerleşim birimi yok edildi. Bu dönemde 19 Mayıs 1919' da Samsun' dan doğan güneş Amasya, Erzurum ve Sivas' ta Ülkeyi aydınlatmaya başlamış, Çıldır' dada Kuvay-i Milliye direnişi başlamıştır. Direnişe karşı başlatılan sindirme hareketi sırasında 1828 yılında Ruslarla yapılan Türkmen Çay anlaşmasıyla yaşadıkları bölgeler Ruslara bırakılan bu sebeple oralardan göç eden ve kitleler halinde Çıldır' a yerleşen Terekemeler ile o zamana kadar Çıldır' da yaşayan halktan büyük gruplar göç etmeye başladılar. Ancak Kuvay-i Milliye güçleri ve halk ozanı Aşık Şenlik gibi insanlar göçü değil, savaşarak kurtuluşu anlatmaya başladılar. 

Merkezi Erzurum' da olan 15. Kolordu, Kazım Karabekir komutasında Milli Şura kuvvetlerinin yardımı ile önce Ermenilerin sonrada Gürcülerin üzerine yürüdü. 25 Şubat 1921 günü Çıldır düşman işgalinden kurtularak Çıldır Türk topraklarına katılmıştır.

Çıldır'ın coğrafi yapısı

a) Arazi Yapısı: İlçemiz merkezi, ortalama 1950 m. yükseklikte düz bir alana kurulmuş , köyleri ise kısmen düz ve kısmen de engebeli bir arazi üzerine yerleşmiştir. İlçemizin toplam yüzölçümü 1163 km2 dir. Bunun 1016 km2' lik kısmı kara, geri kalan kısmı ise göllerle oluşmaktadır. Bu göllerden Çıldır Gölü 120 km2, Aktaş Gölü ise 27 km2 alana sahiptir. Bölgemizin en yüksek dağı Keldağ ve Gökdağ dır, her iki dağın yüksekliği' de 3000 m. dir. İlçemizde 2 adet akarsu bulunmaktadır, bunlar Kura ve Karasu isimleriyle bilinmektedir.

İlçemiz' in tarımsal alanı 276 bin dekar, Çayır-Mera 970 bin dekar, Ormanlık alanı 13 bin dekar, elverişsiz alan 121 bin dekar olup; Tarımsal alanlarda üretimin dağılımı ise 197 bin dekarla tahıllar ilk sırayı almaktadır. Yem bitkileri 550 dekar, Patates yıldan yıla azalmış olup 400 dekara inmiştir. Nadas alanı 54800 dekar , diğer tarım arazisi ise 21250 dekardır. Sebzecilik alanı ise sadece 1300 dekardır.

İlçemize bağlı 7 köyün mikro klima özelliği taşıması nedeniyle meyvecilik yapılmaktadır. Bu meyvelerden armut, ayva, elma, erik,kiraz, vişne, zerdali, dut ve ceviz yetişmektedir.

b) İklimi: Kışları çok sert ve soğuk, yazları ise ılık ve yağışlı geçen bir kara iklimine sahiptir. En soğuk ayın sıcaklık ortalaması - 40 derecedir. En sıcak ayın sıcaklık ortalaması ise +25 derecedir.

c) Çevre: İlçemiz Ardahan İlinin güneydoğusunda yüksek yaylalar üzerine kurulmuş. Gürcistan ile 66 km, Ermenistan ile 3 km sınır uzunluğunda sınıra sahip olup, doğuda en uzun sınır hattı ile çevrilidir. İlçemiz Kuzeyinde Posof, Kuzey Batısında Hanak, Batısında Ardahan, Doğusunda Gürcistan, Güney Doğusunda Ermenistan ve Güneyinde Arpaçay ile çevrilidir.


ARAŞTIRMA:ERSOY KARATAŞ

 

 






YORUM GÖNDERYORUM GÖNDER
  Adınız Soyadınız :
  Mesajınız :
Not : Lütfen küçük harf kullanınız. Maksimum 500 karakter

Önemli Not : Gönderilen mesajlar sistem tarafından kayıt altına alınmakta olup site yöneticileri tarafından görülmektedir. Lütfen bu hususa dikkat edelim ve başkalarını rahatsız edici mesajlar göndermeyelim.
Sayfa Üretim süresi :0,0171

© 2012 meryemkoyu.org.tr
Meryem Köyü Web Portalı http://www.meryemkoyu.org.tr

Tam Ekran