Üye Girişi
Şifremi Hatırlat Şifremi Hatırlat
| |
Yeni Üyelik Yeni Üyelik

ARDAHAN - ÇıldırARDAHAN - Çıldır
MERYEMMERYEM
KöyüKöyü
wwwwww
meryemkoyumeryemkoyu
org.trorg.tr

ardahan çıldır meryem köyü derneği
Dernek Logosu Dernek Logosu

Basın Bülteni Basın Bülteni

Kaydol
E-Bülten E-Bülten

Eklenti Kur
Radyo Radyo

EtkinlikEtkinlik Kayıt Formu Kayıt FormuEtkinliklere kaydolmak için tıklayınız
CanlıCanlı Yayın Yayın
UlaşımUlaşım Krokisi Krokisi
SohbetSohbet Bölümü BölümüDolu dolu ve hoşça vakit geçirmek için
DavetDavet Bölümü BölümüTanıdıklarınızı çağırın sitemizi canlandırın
İletişimİletişim Formu Formuinfo@meryemkoyu.org.tr

Çeşitli Bilgiler Çeşitli Bilgiler

Meryemköy
 

—  Köy  Ardahan

Ülke
 
Türkiye
 
Coğrafi bölge
 
Doğu Anadolu Bölgesi
 İl
 
Ardahan
 

İlçe
 
Çıldır
 

Nüfus (2000)[1]
 

 - Toplam
 
144
 

Zaman dilimi
 
DAZD (+2)
 

 - Yaz (YSU)
 
DAYZD (+3)
 

İl alan kodu
 
478
 

İl plaka kodu
 
75
 

Posta kodu
 
75400
 

 

Ardahan ilindeki yerleşim yerleri listesi
 

Web sitesi: [2]
 

Meryemköy, Ardahan ilinin Çıldır ilçesine bağlı bir köydür.
 

 

Konu başlıkları
  [gizle]  1 Tarihçe
 2 Kültür
 3 Coğrafya
 4 İklim
 5 Nüfus
 6 Ekonomi
 7 Muhtarlık
 8 Altyapı bilgileri
 9 Dış bağlantılar
 

Tarihçe[kaynağı değiştir]
 
Köyün adının nereden geldiği hakkında bilgi yoktur.Köyümüz köken olarak Orta Asya'dan gelen Türk boylarından oluşmuştur.
 
Kültür[kaynağı değiştir]
 
Türk kültür gelenek ve görenekleri yaşanmaktadır.
 
Köyün yemekleri:Kaz yemeği,Feselli,Kete Yağ icerisinde kızartılan hamur işleri olarak; Bişi, Mafiş, lokum, Kaymak karistirilarak yapilan kuymak ve nezik. Mantı, erişte, makarna'nin yani sira cesitli tahillar kullanilarak yapilan pilavlar, corbalar ve modern mutfaklarin icerdigi her tur yemekler yapilmatadir. Elbette bir koy yasami olmasi sebebi ile her turlu et, sut ve sut urunleri uretilip tuketilmektedir. Bunlarin basinda yogurt, peynir en onemlilerindendir.
 
Coğrafya[kaynağı değiştir]
 
Ardahan iline 30 km, Çıldır ilçesine 12 km uzaklıktadır.
 
İklim[kaynağı değiştir]
 
Köyün iklimi, Karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
 
Nüfus[kaynağı değiştir]
 

Yıllara göre köy nüfus verileri
 

2007
 
120
 

2000
 
144
 

1997
 
166
 

Ekonomi[kaynağı değiştir]
 
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Son yillardaki asiri goc nedeniyle koy nufusu 120 kisiye dusmus. Bu nedenle koyluler ihtiyaclarini fazlasiyla karsilayacak ekili alanlar ve meralari kullanma imkâni bulmaktadirlar. Turkiyenin son yirmi yil icerisindeki degisimine paralel olarak koydeki yasam standardi ve koy halkinin urettiklerinin deger kazanmasi sonucu ekonomoik sıkıntı yasanmamaktadir. Kisi basina dusen ortalama yillik kazanc $4000 ila $5500 arasinda degismektedir.
 
Muhtarlık[kaynağı değiştir]
 
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
 
Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:
 2009- Celal Karataş 2004 - Hüccet Korkut 1999 - Ismet YILMAZ 1994 - Celal Karataş 1989 - İsmet Yılmaz 1984 - Kemal Karataş
Altyapı bilgileri[kaynağı değiştir]
 
Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ve kanalizasyon şebekesi yoktur. PTT şubesi ve PTT acentesi yoktur.(PTT subesine gerekte yoktur) [[Sağlık ocağı vardir ancak saglik personelî yoktur. Kanalizasyon haric modern bîr yerlesim yerinde olmasi gereken her imkân mevcut olup; Bunlar: Saglik Ocagi, okul, cami, evlerde su sebekesi, Telefon, internet, kolaylikla kullanabildikleri mobil telefonlar. Koy sakinlerinin %80'i yeni ve modern yapilarda oturmakta olup, Il ve ilce'ye son derece guzel ve saglam olan asfalt yollarla en hizli ulasim saglanmaktadir.
 
Dış bağlantılar[kaynağı değiştir]
 

 

 

Meryem Köyü Şehitliği

Çıldır'ın Kurtuluş Destanı

Bir destan yazayım adı şanına
Layıktır tarife özü Çıldır'ın
Çelik bileklidir kahraman halkın
Dar günde bir olur sözü Çıldır'ın

Baykuşlar konmuştur zümrüt taşına
Şimdi serhat yazılıdır döşüne
Garptan ışıldayan tan güneşine
Heyecanla bakar gözü Çıldır'ın

O ışık kapladı bütün cihanı
Kurtardı baskıdan aziz vatanı
Tarihlerde aldı gazi unvanı
Çıkmaz yüreğinden sızı Çıldır'ın

Çekti al bayrağı geçti ileri
Dönmedi meydandan asla hiç geri
Yırtıcı aslandır her bin neferi
Yıldırımdan beter hızı Çıldır'ın

Senin yüksek şerefinle şanınla
Kurtardı vatanı alev kanınla
Kanuni, Karabekir, Cengiz hanınla
Tarihe mal oldu izni Çıldır'ın

Türk oğluyuz baş eğmedik düşmana
Onlar geldi elimizden amana
Şenlik oğlu sen baksana dumana
Cihanı kapladı tozu Çıldır'ın

Havayı hevesle cigerini yakma
Erenler verdigi köze yazıhtır
Her gordügün mahbub dilbere bakma
Sorarlar hesabı gozden yazıhtır

Sefil Şenlik beyan etti işan
Bize taksim erenlerin erkanı
Her yerde biter mi şeref bostanı
El gadrin bilmesse sözen yazıhtır

Şair : Aşık Şenlik 
 
Meryem Köyü Katliamı - 1915
     1915 yılının kış aylarında Rus –Ermeni ve diğer karma ordularından oluşan bir askeri kıta tarafından gerçekleşen bir baskında Meryem köyümüzden 89 kişinin katledilmesinden sonra toplu mezarlık bu şekilde Ardahan Valiliği ve köyümüz derneği ile ortaklaşa MERYEM KÖYÜ şehitliği adıyla inşa edildi.

Tarihçe
 1915 yılı başlarında Ruslar tarafından işgal altında bulunan Kars –Ardahan bölgeleri;  Sarıkamış’a kadar gelen 110 bin kişilik Türk ordularının gücünü duyan işgal kuvvetleri geri çekilmiş, çekilirken çevreye verebildikleri kadar zarar verdikleri, bu geri çekilme esnasında sevinen ve yolları üzerindeki köyler işgalden kurtulma nedeniyle yapılan kutlamalardan dolayı  köyümüzden birkaç kişiyi çeşitli nedenlerle katlettikleri , ancak Türk  Erzurum’da Allahuekber dağlarında 80 - 110 bin arasında askerin  donarak şehit olması üzerine Ruslar tekrar geri dönerek  Karsı Ardahanı yeniden işgal ettikleri ,   daha sonra iyice yerleşen  Rus-Ermeni karması bir birlik daha önceden meydana gelen olay ile  diğer yol üzerinde bulunan köyler ile birlikte o zamanlar sevinç gösterileri yapan Meryem köyü halkına silahlı bir birlik ile saldırı düzenlemişler,  Kışın  köye yapılan  bu saldırı sırasında alt tarafımızda bulan yerli köyü olan ve bu tür olaylara karışmayan KOTANLI köyüne kaçan köylülerimiz yolda ve daha sonra kotanlı köyünden AĞALI kişi adıyla anılan şahıs tarafından tek tek o köylü halkın arasından seçtiği Meryem köylü 79 kişi  şu an şehitliğin bulunduğu yere getirilerek topluca katledilmiş , ancak yine de kura nehrini karşıya geçen Güğbe köyünün  yakınlarında ise 7-8 kişi açılan ateş sonucu orada şehit edilmişler. Onların mezarının halen orda olduğu bilinmektedir. bu katliam sırasında kar yağmış şehitler kar altında bir hafta kalmış  daha sonra kadın ve kızlar ile geri kalan erkekler tarafından defin edilmişler  canlı bire bir olayı yaşamış KOTANLI  köyünden (Rahmetli ) merhum URFAN DAYI  isimli şahıs 1999 yılında bu olayı tüm gerçekliği ile bana olayı bir ziyaret esnasında anlattı. O katliamdan yaralı kurtulanlardan (Hacca DEMİRCİ , yine  Nuri DEMİRCİ süngü ile yaralanmış daha sonra iyi olmuş ve Kars Susuz Ortakilise köyüne göç etmişlerdir tüm sülalesi o köydedir )  Katliamın büyük nedenleri arasında geri çekilme esnasında yapılan sevinç gösterilerine duyulan kinin daha sonra o savunmasız köy halkından  çıkartılması olayıdır. İSTİKLAL UĞRUNDA ,VATAN YOLUNDA CAN VEREN ŞEHİTLER RUHUNUZ ŞAD MAKAMINIZ CENNET OLSUN, 
 

 

Kaynak .... :
http://www.meryemkoyu.com/index.asp?pg=Sehitlik%20Hakkinda
Meryem Köyünün 1850 Yılında Yaşanan Olayları.

                                         Duduna ( Balıkçılar Köyü );
 
Ardahan ili merkez ilçeye bağlı Duduna köyünün yeni adı Balıkçılar olarak değiştirilmiştir. Kura Nehri’nin güney yakasında çok geniş tarla ve çayır alanları ve arazisi içinde Nakora, Sakora, Kanaklar (Hamit Bey burada otururmuş.) gibi çok eski yerleşim yerleri (şimdi harabe) bulunur. Kuzeyinde derin Kura Nehri vadisi, yaylaları ve ormanlarla kaplı yamaçları vardır. Bakımsız kalmış bağları, bahçeleri ve Kemaloğlu’nun Kışlaları mevcuttur. Yanıkgüney, Kızılgüney, Yastana, Kavaklık, Sırakaya gibi ormanlarla kaplı dağ ve tepeler, Cavulundüzü, Merekyeri, Çeğilliyatak, Çökekler gibi düz ovalık çayır ve tarla alanları bulunan güzel bir köydür. Duduna’da; Medetliler (Balıkçı ailesi), Sulolar (Dursun ailesi), Şeturlar (Koçaklar) Kürkçüler (Dudunalı) aileleri oturmaktadır. Bu aileler 1840’lı yıllarda Ahıska’nın köylerinden gelen yerli Türkler diye adlandırılan akraba ailelerdir. Daha sonra Tatlar (Ağakişiler), Akçay ve Aydemir aileleri de Duduna’ya yerleşirler. Köyün sahibi olan Hamit Bey’dir. Bu ailelerin hepsi O’nun ürün ortağı olarak çalışmaktadırlar. 

Burada acı-tatlı birçok olay yaşanır. Örneğin; Âşık Şenlik -İzani olayı, Ermeni baskını ve katliamı, Kışlaya Ermeni baskını, düğünler-dernekler, doğumlar ve ölümler gibi. Kemaloğlu burada 5-6 kuşak boyunca yaşamıştır. Taaki 1970 -1980’lere gelinceye kadar. Bu yılların genç kuşağı daha iyi eğitim aldığı gibi, ülkede de sanayileşme (çarpık ta olsa) başlamış, İstanbul, Kocaeli gibi büyük şehirlerde iyi para kazanma olanakları doğmuş oldu. Hayvancılık ve çiftçilik şartları ağırlaşmış, geçim kaynağı olmaktan çıkmış olduğundan köylü giderek yoksullaşmış. Köyden ayrılıp büyük şehirlere giden gençler bir daha da köye geri dönmeyince, yaşlılar da onların arkasından sürüklenmiş oldular. Böylece Kemaloğulları, Balıkçılar, Koçaklar, Dursunlar ve Aktaşlar Duduna Köyü’nü tamamen, Kayalar ve Demirciler de kısmen boşalttılar. Buraya kadar Ardahan’da yeşerip gelişen Kemaloğlu ailesi ve dostlarının Anadolu coğrafyasındaki yakın tarihinden kısa bir kesit sundum. Kafkasya’daki mücadelelerle dolu, yüzlerce yıllık şanlı tarihimizi ve Kemaloğlu’nun ana kolunun yaşam öykülerini; sevgili dostum, kardeşim, amcamız oğlu, araştırmacı yazar, şair ve aynı zamanda iyi bir bürokrat olan, Sayın Muammer Kemaloğlu’nun akıcı üslubuyla kaleme aldığı ‘GAZAHLI VE KEMALOĞLU TARİHİ’nden zevkle, heyecanla ve bir solukta okuyacağınızdan eminim.
 
KEMALOĞLU DAĞKÖY’DE
 

Kemal oğlu Kemal ailesi kısa sürede Çıldır’ın DAĞKÖY’üne yerleşir. (Bu köy cumhuriyet döneminde ilçe yapılan ‘Zarşat’-Arpaçay- ilçesine bağlanmıştır.) Adı gibi, bir dağın yamacında küçücük bir Terekeme köyüdür. Bu köy; Kemaloğlu’nun Anadolu’da yeşerdiği ve kök salmaya başladığı ilk yerleşim yeri olacaktır. Öte yandan Göğye’den getirdiği altın ve paralarla hemen, sürü, sürü koyunlar, atlar alır, çobanlar tutar. Kısa sürede yeniden Kemaloğlu ağalığı’nı oluşturur ve Çıldır ağaları arasında ki saygın yerini almayı başarır.
 1850’nin İlkbahar günlerinden birinde Ahırkelek’ten yeni göçler olduğunu duyar, Hem gelenleri görmek, hem de öte yandan haber alabilmek için Çıldır’a, Göçmen bürosu gider. Orada çok sevdiği kuzenleri, Hamza ve Paşa ağalarla karşılaşır. İki aileyi de toplar Dağköy’e getirir. Eşi Hadce hanım gelenleri görünce heyecanla; ‘Öte yandan ne yahşi gonahlarım (konuk) gelif.’ diyerek koşar ancak gözyaşlarını tutamaz. Sevinçle ve özlemle sarmaş dolaş olurlar. Kemal ağa konuklarını köy ve çevre halkına ‘kardeşlerim’ diye tanıtır. Onlara da; kendisiyle ilgili ve de öte yanda olup bitenler hakkında hiç kimseye bir şey anlatmamalarını tembih eder. Çünkü Kemal ağa, yaşadığı yerin Göğye’de ki ailesinin ve hasımlarının duymasının doğru olmayacağını düşünmektedir. Üstelik yeni kurduğu yuvasında huzurlu, mutlu olup çocukları İsmail, Hürü ve Osman henüz çok küçüktürler. (Daha sonra ki yıllarda Asker, Bekir, Gülşen, Yeter ve Ömer adlı cocukları da doğacaklardır.)
 Yaklaşık 10 -15 yıl burada yaşarlar. Köyün nüfusu artar, Koyun sığır ve at sürüleri çoğalır. Artık Dağköy’e sığamaz olurlar. Çünkü bu köyün tarım arazisi az, çayırları yetersiz, meraları ve dağlarına ise köyün sürüleri sığmaz olmuştur. Kemal ağa; Kars’ta bulunan Eyalet Temsilciliği’ne başvurarak, durumlarını anlatır, yeni bir arazi ve dağ ister. Temsilcilik bir memur görevlendirerek, güneyde Çıldır-Ardahan yolundan başlayıp, batıda Beyrehatun, doğuda Meyram (Meryem),Terekeme Çayısı Köyleri arasından başlayıp güneyde Kısırın Dağları’na kadar uzanan ovaları ve dağları gösterir. Kemal Ağa burayı görünce çok beğenir, görevli ile hemen orada pazarlık ederek satın alır.
 
KEMALOĞLU MEYRAM-BEYREHATUN YAYLASINDA
 
Beyrehatun-Meyram Köyleri; Çıldır-Ardahan yolu üzerinde, kuzey cepheli, fazla dik olmayan dağların eteğinde, Kura Nehri (Kür) Vadisi’nin sırtında her yanından kaynak suları fışkıran, bir yanıyla da çam ormanlarıyla çevrili, yamaçlarında yaylalıklar, çayır alanlarıyla taze bir gelin gibidir. 1860’lı yılların başlarıdır ve oğullarının bazıları da artık yetişkindir. Önceleri yayla olarak kullanırlar. İlkbaharda gelinir, kıl çadırları kurulur, yayla mevsimi geçirilir, Sonbaharda Dağköy’e dönülür. Üç-beş yıl böyle yaşanır ancak Dağköy artık kışı geçirmek için dahi ihtiyaca cevap verememektedir. Kemal ağa, Beyrehatun-Meyram’daki yaylaya yerleşme kararı alır. Kısa sürede Ardahan-Çıldır yolu yakınında, Beyrehatun ve Meyram Köyleri arasında suya yakın düz bir alana ahırlar ve evler inşa edilir. Artık Meyram’ın Dağı; Kemaloğlu’nun yeni yurdu olmuştur.
 Kemaloğlu ailesi Beyrehatun’da çok güzel yıllar geçirir. Çıldır ağaları ile güzel hısımlıklar ve dostluklar kurulur. Oğullar, kızlar evlendirilir. Bu noktada Kemal ağa çok seçici ve tek yetkilidir. Gelinlerini de damatlarını da soylu ailelerden seçer. Oğullarına da nasihat eder. Fikir soran bir dostuna ‘Oğullarına kız bulmaktan çok, kızına adam gibi koca bul.’der. Nitekim kendisi de gelinlerini ve damatlarını görücü usulüyle Terekeme ağaları’nın çocukları arasından seçmiştir. Nökerlerini (hizmetkâr), ırgatlarını ve çobanlarını yerlilerden, kürtlerden seçmeyi tercih eder. Bu dağlık yerleşke çok güzeldir, çok bereketlidir, ancak kuzey cepheli olması, yüksek yamaçlardaki karların uzun süre doğada kalması nedeniyle kışlar uzun ve sert geçmektedir. Don oluştuğundan kışın su sıkıntısı da yaşanmaktadır. 
İsmail Ağa, kışı daha rahat geçirebilmek için Kura (Kür) Nehri Vadisinde kışla yeri aramaya başlarlar. Bu sırada 93 Savaşı (1877 Osmanlı – Rus Savaşı) da başlar. Bu sebeple Kars, Ardahan ve Artvin yörelerinden Anadolu’nun iç bölgelerine doğru Türk göçleri de hızlanır. Yöre halkı arasında halen bu göçlerden ‘93 KAÇ-HA-KAÇLIĞI’ diye bahsedilir. 

NOT : Beyrehatun (Behre Hatun: Vergi toplayan kadın) ve Meyram (Meryem) da ki bu topraklar yaklaşık 800.000 dönüm civarında çayır, tarla ve bir o kadar da orman ve dağ gibi otlaklardan oluşur. Kemaloğlu burayı 1940’lı yıllara kadar yayla olarak kullanmış ancak, ailede saygın kişilerin vefat etmesi, o boşluğu dolduracak yeni ağaların çıkmaması, ailede nüfus artışı nedeniyle de ayrılmalar, dağılmalar başlar. Böylece ağalık tasfiye edilir. Birazda yoksullaştıklarından olacak ki Duduna ile yetinip, yaylaya gitmemeye başlamışlar. Bunu fırsat olarak gören çevresinde ki 7 komşu köy tarafından bu yaylanın tümü paylaşılır. Hatta 1960’lı yıllarda, aralarında sınır kavgaları çıkar. Mahkemelik olurlar. Mahkeme Keşif yapar, Yörenin yaşlı ve saygın kişilerini bilirkişi olarak dinler. Hepsinin ifadesinin ilk cümlesi, ‘Ay Hâkim Bey; bu arazilerin hamsı Kemaloğlu’nun yayla toprağıydı onlar terk edip Duduna’ya gidince bu köyler aralarında paylaştılar.’derler. Sonra da o köylerin arazi sınırlarını gösterirler. (– Mahkeme tutanaklarından okunmuştur.

KEMALOĞLU ARDAHAN – DUDUNA’DA
 
İşte bu sıralarda Ardahan-Duduna (Balıkçılar) Köyü’nde Kür Nehri’nin kuzey yakasını elinde bulunduran Maho ve Şiko adlı kardeşler de göç etmeye karar verirler. Görüşmeler yapılır, yerler görülür. Bezirhane denen mevkisini de içine alarak, Ur (Atlaş) Köyü sınırından başlayıp, batı yönünde nehir boyunca Fahrel Köyü (Kartalkaya) sınırına kadar uzanan, Orağaz (Çayağzı) ve Dikan Baştoklu) Köyleri ile komşu, bir bölümü ormanlarla kaplı, yer-yer ova, yayla, yükselen dağ ve tepeleriyle 700-800 bin dönümlük bu topraklar beğenilir ve satın alınır. Artık yepyeni ve çok güzel bir kışla yerine sahip olmuşlardır. 
Kür Nehri’nin kuzey kıyısında, vadinin orta yerinde, Güneş’i bütün gün gören, rüzgâr almayan en güzel yerine kışlık ahırlar ve çoban evleri, biraz yüksekte bulunan küçük bir düzlük alana komlar (koyun ahırları) yapılır. Daha yükseklerde olan büyük çayır alanının yamacına Merekler (ot ve samanların konulup korunduğu yapı) gibi yerleşkeler inşa edilir. Artık sürü-sürü koyunlara güvenli, sağlıklı ve emin bir yer bulmuş olmanın rahatlığı içindedirler. (Bu yerler halen; Kışla, Kom yeri, Merek yeri ve tuzluk adlarıyla anılmaktadır.) Aile yine Meyram’da oturmaktadır. Haziran ayında sürüler Meyram’daki dağa, yaylaya geliyor, Kasım ayında Duduna’da ki kışlalara dönüyorlar. Bu dağlar Kamaloğlu için aşktır. sevdadır. Çiçek çiçekle konuşur, kuzu meleyişleri-kuş seslerine, it sesleri kurt seslerine karışır. Yağız, doru, kır atlar kişner. Yiğitler nara atar, yanık melodisiyle dilsiz kaval sesleri yürekleri hüzünlendirir. Bazen, çoban türküleri alaca karanlığı yırtarcasına inletir ortalığı. Burada yağlar, çeçil (iplik), tulum, kaşar ve salamura peynirler yapılır, süzme yoğurtlar yapılır, tahtalarda kurutlar kurutulur, kavurmalar, pastırmalar hazırlanır. Turşular kurulur ve güz gelince Duduna’da ki kışlaya dönülür. 
İki yıl süren 93 Savaşı bitmiş, Ardahan-Kars illeri Ruslara bırakılmış, bölge Ruslarca işgal edilmiştir. İşgalci Ruslar kentlere kendi yöneticilerin yanında, yörede yaşayan Türkler, Ermeniler ve Gürcülerden de yöneticiler atamaktadırlar. ( Bu temsilcileri önce yöre halkınca seçilir, sonra atanırlarmış.) Yörede bilge kişiliği ile tanınan, Rusça, Gürcüce ve Ermeniceyi iyi derecede bilen, Kemaloğlu İsmail ağa; Hanak Nahiyesi’ne GİLAVA (Türkleri temsil eden Nahiye Müdürü) seçilir ve atanır. Tamda bu sıralarda Beyrehatun’da Votlar’ın Hasan olayı yaşanır. (Sonraki sayfalara bakınız.) 1879-1880’lı yıllardır. Ruslardan, özellikle Ermeniler’in katliam yapma olasılığından korkan yerleşik Türk halkının birçoğu evini, arazisini satarak bölgeden kaçmaya başlamışlar. O sıralar Ardahan-Duduna Köyü’nün sahibi Hamit Bey’dir. Marabaları (ürün ortağı) vardır. Ancak Rus-Ermeni baskısına daha fazla dayanamazlar ve bunlarda köyü boşaltarak Anadolu’nun iç bölgelerine göç etmeye yönelirler.
 İşte bu sıralarda İsmail Ağa aileyi Meyram’daki evde toplantıya çağırır. Duduna’ya yerleşmeyi teklif eder. Hem Hanak’a at sırtında gidip gelmesi kolay olacak, hemde Beyrehatun-Meyram yerleşkesi, Çıldır-Ardahan yolu üzerinde olduğundan Rus ve Ermeni askerlerinin geçiş güzergâhıdır. O nedenle her an baskına uğrama tehlikesi vardır. Konu tartışılır, herkes olumlu bakar. Ancak son sözü Kemal Ağa söyleyecektir. Herkes pürdikkat onun ne diyeceğini beklemektedir. Ağa biraz düşündükten sonra söze başlar;
 -‘Hamığızın (hepinizin) Duduna’ya gitmenizi mende isterem. Gösterdiğiniz sebeplerin hamsını yerinde görmüşem. Ancak; anağızla men burada kalacağız. Ölümüzü de Dağköy’e götürün.’ diyerek birde nasihatta bulunur. Ortam bir anda buz kesmiştir. Herkes bir birinin yüzüne bakar. Uzun bir sessizliğin ardından yine Kemal Ağa sessizliği bozar;
 -‘Men de sizin hamığızın oraya yerleşmesini canı gönülden isterem. Bilerem ki burası yol ağzıdı ve de Ermenilerin ne zaman, ne yapacağı hiç belli olmaz. Ayrıca Votlar’dan da biraz uzaklaşmak ey olur. Men hiç birinizin burnunun kanamasını istemem. Ayrıca Duduna kışlaya da yakındır. Yazları gene buraya yaylaya gelirsiniz. Gönülden izin vermişem. Hadi gedin, işinize bakın. Yoluğuz açık olsun.’der. Karar verilmiştir. Duduna’dan göç etmeye karar vermiş olan Hamit Bey’in köy içindeki evleri, ahırlarının bir kısmı ve bazı arazileri satın alınır. 1880-1881 gibi bu köye yerleşilir. Ancak, Kemal ağa gelmez. Meyram’daki yayla evinde kalmayı tercih eder.
 
Rus işgali sonrası (1878) komşu köy Gölebert’te (Çamlıçatak) Rus Karakolu kurulur. Sık-sık para, yiyecek, koyun ve at gibi taleplerden bıkan Hamit Bey, gizlice bazı ev, ahır ve arazilerini Kemaloğlu’na satar, kıymetli eşyalarını ve mallarını yanına alarak bir gece ansızın İç Anadolu’ya göç edince, kalan arazilerini, evlerini ve ahırlarını bu aileler sahiplenirler. Bu arada Kemaloğlu’da Duduna’ya yerleşir. 

Duduna’ya yerleşen Kemaloğlu; bir süre sonra diğer köylülerle de anlaşarak kışla ile Duduna’yı birleştirirler. Meyram’ın dağını da yayla olarak kullanmaya başlarlar. (Ta ki 1950’lere kadar yayla olarak kullanılır.) Bir süre sonra kız kardeşleri Yeter’in eşi Bayram ağayı (Demirci) ikna ederler Çıldır Terekeme Çayısı Köyü’nden Duduna’ya getirirler. Ev, arazi verirler. Tam da bu sıralar diğer kız kardeşleri, Gülşen’in eşi Kurban (Kaya) genç yaşta vefat eder. Yıl 1890 -1891 aile Arpaçay-Kamaköy’de oturmaktadır. Gülşen genç ve çok güzeldir. Üç oğlu bir kızı (1 -12 yaşları arası) vardır. İsmail ağa, Ömer ağa ile Mehrali ağa’yı yanına çağırarak;
 -‘Uşaklar o kız genç ve güzeldir. Olmaya ki dil uzatan, laf atan ola, işte o zaman belaya gireriz. En iyisi, siz gidin o balayı uşaklarıyla birlikte bizim köye, yanımıza getirin.’der. Onlarda hemen gidip getirirler. Onlara da ev-arazi verirler.
 
DUDUNA’DA ERMENİ MEZALİMİ
 
1914 İkinci Dünya (paylaşım) Savaşı başlar. Türkler; Ermeni-Rus ittifakı ile karşı cephelerde yer almışlar, Kemaloğlu Osman ve Asker ağalar vefat etmişlerdir. Ermeniler; Ruslardan aldıkları destekle Türk köylerine zaman-zaman saldırıp katliamlar ve yağmalar yaparlar. 40 yıldan beri işgal altında bulunan yörede halkın silahları toplanmış, mücadele gücü kalmamıştır. Savaş sürerken 1917’de Rusya’da Ekim Devrimi olur. Rus askerleri yöreden çekilir ve yerlerini Ermeniler alır. Gölebert’teki (komşu köy) Rus karakoluna da Ermeni Komitacılar yerleşir. Katliam ve yağmalarını daha da artırırlar. Duduna Köyü de baskın korkusu yaşamaktadır. Bu sebeple herkes kışlaya sığınmıştır. Yalnız hayvanları köyde ahırlarda bağlı bulunmaktadır. Gündüz gizlice her evden bir kişi köye gelip hayvanları yemleyip hemen kışlaya dönerlermiş. Tamda bu sıralar (1917) Kasım ayının ortalarına doğru Duduna’ya Ermeniler baskın yapar. Köy halkı, Kemaloğlu’nun kışlasındadır. Ancak Ermeni Komitacılar (milisler), köye hayvanları yemlemek için gelmiş olan 18 Türk’ü yakalarlar. Köy meydanındaki bir harman yerinde toplarlar. Kollarından birbirlerine bağlarlar ve yaylım ateşi açarak öldürürler. Bu öldürülenler arasında Kemaloğlu ailesinden hizmetkârı tarafından katledilen Asker ağa’nın oğlu Kulu (Yılmaz) da vardır. Diğerlerinden isimleri hatırlanan bazıları ise; Şenlik (Demirci), Aziz ve Kahraman (Balıkçı) Alaattin, Ragıp ve Tahir (Koçak ) Garip (Akçay), Vıcır Ahmet ve diğerleri. Amaçları etnik temizlik (Soy kırım.) olan Ermeniler, baskın sırasında kaçamayıp mereğe (samanlık) girip saklananlar olduğunu görürler. Mereğin kapısına gelip;
 -‘İçerdekiler dışarı çıkın. Çıkmazsanız mereği ateşe vereceğiz.’ diye bağırırlar. İçeride Molla Abbas, kardeşi Zabit (Balıkçı) ile ismi hatırlanamayan bir kişi daha vardır. Samanların içine dalarlar, çıkmayıp beklerler. Çıkan olmayınca da Ermeniler mereği hemen ateşe verirler. Dumanlara bir süre dayanırlarsa da 3. kişi ‘ben daha fazla dayanamayacağım’ der, çıkar ve kaçmak ister ama Ermeniler ateş ederek kapı önünde öldürürler. Biraz bekledikten sonra kendi aralarında konuşarak başka kimse kalmadığına kanaat getirirler. Zaten de akşam olmak üzeri olduğundan köyden çekilip giderler.
 Hava iyice kararınca sessizce merekten çıkan Molla Abbas ve kardeşi Sabit, sine-sine dereleri takip ederek kışlaya varırlar. Olanları korku ve panik içinde ağlayarak anlatırlar. Dinleyenler dehşet içinde kalırlar ve gözyaşlarına boğulurlar. Kışladan feryat, figan sesleri yükselir, kışla yasa boğulur. Bir iki-gün beklerler ancak ölüler köy meydanında açıkta kalmış, ahırlarda bağlı olan hayvanlar aç ve susuzdur. Bir gece yarısı köye tenha yollardan gizlice gidip, katliamın olduğu harmanda bir çukur kazarlar Bildikleri duaları okuyarak ölülerin hepsini aynı çukura koyup toprakla kapatırlar. Hayvanları doyurup sularlar, sabaha karşı kışlaya dönerler. Hayvan bakımlarını gece yaparlarken gündüzde köye Ermenilerin gelip-gelmediğini kontrol etmek için de tepenin birinden sürekli izlerler. İşte bu izlemelerden birinde yine talihsiz-acı bir olay yaşanır.
 Kar yani-yeni yağmaya başlamıştır. Bir akşamüzeri Mahmut (Balıkçı), Rafet (Akçay) ve Abdullah adlı köylüler gözlem yapmak üzere köyü karşıdan gören vadinin sırtına (ağılınbaşı) atlarla gelirler. Abdullah tenhada atları tutar, Mahmut’la Rafet köyü izlemek için köyü görebilecekleri sırta çıkar, yere yatarak bir süre köyü gözlemlerler. Ancak köyde yine Ermeniler vardır ve onları görürler. İki atlı, silahlı militan gönderirler. Tepedekilerde fark ederek atlara doğru koşarlar. Atları tutan Abdullah heyecana kapılır, kendi atına binerken, diğer atları elinden kaçırır ve atını sürerek kaçar. Yaya kaçmak zorunda kalanlardan Mahmut Dede çok yorulur ve bağırır;
 -’Rafet sen gençsin kaç, yakalarlarsa seni öldürürler benim gücüm kalmadı, yaşlıyım diye belki beni öldürmezler.’ der Rafet kaçar komşu köye (Orağaz) sığınır. Tepeye gelen Ermeniler, kardaki izleri izleyerek Mahmut Dede’yi yakalarlar ve orada öldürürler. (Mezarı da öldürüldüğü yerdedir.) Geri dönüp giderler.
 
KEMALOĞLU’NUN ALTIN VE PARALARI
 
Rusya’da ki Ekim Devrimi sonrası Rus askerleri çekilince yöredeki Ruslar ve Ermeni saldırılarında korkan bazı Türk aileler de Kafkasya’ya doğru göçmeye başlarlar. Duduna’daki katliam sırasında köy halkının kışlada saklandığını ve kışlanın yerini öğrenmiş olabileceklerini ve kışlaya da geleceklerini düşünen köylüler, Gürcü denetimindeki kuzey köylerden Dikan’a (Baştoklu K.) gitmek isterler. Kemaloğlu’da bu düşüncededir. Hemen ertesi gün erkenden hazırlık yapılır. Önce yaşlılar ve kadınlar atlara bindirilir, kışlada bulundurulan altın ve paralar bir heybeye doldurulur İsmail ağa’nın atının terkisine yüklenir. At besili ve güçlüdür. Çoğu kadın ve çocuk yaklaşık 20 civarında atlı olarak yola çıkarlar. Cavulundüzü’ne geldiklerinde bir gurup (15 20 civarında) atlıyla karşılaşırlar. Üstleri ve kılıçlarının kanlı olduğunu fak edip bunların Ermeni olduklarını anlarlar. Ermeniler;
 -‘Kimsiniz, nereye gidiyorsunuz?’ diye sorarlar. İyi derecede Rusça bilen Ali paşa ağa Rusça; 
-‘Biz Rus’uz, Türkler geliyor dediler, bizde korktuk Rusya’ya gidiyoruz.’der. İçlerinden biri inanmaz, kılıcını çekip saldırmak ister ama kılıcını kınından çıkaramaz. Kılıç kanlıdır ve kınına yapışmıştır. Diğerleri onu yatıştırdıktan sonra Orağaz Köyü yolunu göstererek; 
-‘Bu yönde gidin, orayı biz temizledik.’derler. Ardahan’a kestirmeden nasıl gideceklerini sorarlar. Zop-zop Abdullah’ın karısı Rusça konuşarak yolu gösterir. Atlarını sürüp uzaklaşırlar.
 Kurtulduklarına sevinirlerken talihsiz bir olay daha yaşanır. Kemaloğlu İsmail ağa’nın bindiği erkek at huysuzlanır, şahlanır, İsmail ağa’yı yere atar, elinden kurtulur ve sırtındaki iki gözü altın dolu heybeyle birlikte Ermeni atlıların arkasından hızla gider. Yapacak bir şey yoktur. İsmail ağayı alırlar ve alelacele oradan uzaklaşırlar. Böylece Kemaloğlu’nun birikimleri bir anda elinden çıkmış, parasız kalınmıştır. Çok üzülürler ancak hala kışlada 10 -15 bin koyun ve bir sürü at vardır. Bu onlara teselli kaynağı olur. Ancak bu tesellide uzun sürmez ve kısa süre sonra kışlada bu saldırılardan nasibini alır.
 
KEMALOĞLU’NUN KIŞLASINA ERMENİ BASKINI
 Kemaloğlu’nun kaçırdığı altın yüklü atı yakalayan Ermeniler, bu atın kime ait olduğunu çevreden sorarak, İsmail ağanın atı olduğunu öğrenirler. Kış gelmiş, kar yağmıştır. Kışlanın yolunu öğrenirler. Daha çok altın bulacaklarını düşünerek 1918 Ocak ayı sonlarına doğru bir sabah erkenden kışlayı kuşatırlar. Gün boyu silahlı çatışma yaşanır endişesiyle kışlaya giremezler. Ancak Kemaloğlu ve diğer köylülerin silahla karşı koyacak güçleri kalmamıştır, bu sebeple de kışlayı terk etmişlerdir. Öğlene doğru kışlaya girip köşe bucak arayan Ermeniler, altın bulamazlar ancak 10 -12 bin dolayındaki koyun sürülerini ve onlarca atı alıp götürürler.
 Vadinin yamacında saklanmış, olup bitenleri gözyaşlarıyla izleyen görgü tanıkları;
 -‘Kışladaki koyunları boşattılar. Biri eline bir tutam ot aldı koyuna seslendi. Uzun zamandır aç kalan koyunlar onun arkasına takılınca sürü halinde arka arkaya yola dizildi. Bir ucu Gölebert’e vardı (yaklaşık 8-9km.) hala kışladaki komlardan koyun boşalıyordu.’der ve ağlayarak anlatırlar. Ermeniler bu koyunların bir kısmını kesip yerler, büyük bir bölümünü yine çevre halkına zorla satarak paraya çevirirler. 
Çok geçmez. 23 Şubat 1921’de Ardahan’a Türk Askeri girer. Ermeniler kaçacak delik ararlar. Gümrü ve Erivan gibi Ermeni bölgelerine kaçabilenler canını kurtarır, yakalananlar ise infaz edilerek cezalarını bulurlar. Bu ve benzeri katliamları küçük ve silahlı bir gurup olan ‘Ermeni Komitacıları’nın yaptığı, Ermeni halkının bir katkısının olmadığı yöremiz halkı tarafından özellikle belirtilmektedir.
 
OTA’DAN KEMALOĞLU’NA HAYAT SUYU
 Altınlarını, koyunlarını ve atlarını Ermenilere kaptırarak yoksul düşen Kemaloğlu ise durumu Kafkasya’daki dostlarına haber salması için ilkbaharda Mehrali Ağa’yı Ahıska–Ahırkelek’e gönderir. Ota Köyünde Hürü hala’nın oğulları vardır ve oranın ağasıdırlar. Olup-biteni duyunca çok üzülürler. Bir iki gün Mehrali ağa’yı dinlendirdikten sonra alıp dağa götürürler. Dağda binlerce koyun otlamaktadır. Kahraman ağa çobanın hılliğini (keçeden koluz palto) alır, bastonunun ucuna takar, sürünün ortasına gidip havaya atar. Bu ani hareketten korkan koyun sürüsü ortadan ikiye bölünür. Kahraman ağa Mehrali ağa’ya döner;
 -‘Bu bölüklerden biri sizindir. Hangisini istersen al götü. (götür)’der. Mehrali Ağa’nın sessiz kaldığını gören ağalar, sürünün bir bölüğünü iki çobanla birlikte (2000 civarında koyun.) Mehrali ağa’nın önüne katıp Ardahan’a gönderirler. Böylece Kemaloğlu kaldığı yerden hayata devam etmeyi sürdürür.
 
                            TANIDIK BİR ERMENİNİN SONU
 
Ermeni çetelerinin, Türk halkı üzerinde 40 yıldan beri süren mezaliminden kurtulan yöre halkı askeri güçleri de arkasına alarak Ermeni çetecilerin temizliğine başlar. İşte böyle günlerden birinde Ağustos 1919 gibi, Duduna’da Kemaloğlu’na sığınmış, hizmetkârlık yapan, kimsesiz, sadık, dürüst, bir o kadarda zavallı ve de Türk dostu olduğu her konuşmasında anlaşılan 16–17 yaşlarında Yakopyan adında Ermeni bir çocuk olduğu ihbarı yapılır. Bundan sonrasını olayın görgü tanığı Eso Mama’nın (Esma Yılmaz -Ömer ağa’nın kızı) anlatımından aktarıyorum.
 ‘Buğdayların biçildiği günlerden biriydi. O sıralar ben genç kızdım. Askerler köye geldiler. Ermeni’yi bize teslim edin dediler. Biz kadınlar onu sakladık. Yatak yığınının arkasına. Evlerimizi, ahırlarımızı her yeri aradılar bulamadılar ve gittiler. Kadınlar olarak, onu sakladığımız yerden çıkardık, aramızda para topladık, birazda yiyecek verdik ve hemen buradan kaç-git yakalarlarsa öldürecekler dedik. Çıldır yönüne gitmesini, daha ilerde Erivan olduğunu söyledik. Zavallı çocuk Sakora’ya doğru koşmaya başladı. Bizlerde üzüntüyle arkasından bakıyorduk. Meğer askerler Kuru Dere’de gözlemci bırakmışlar. Birde baktık ki iki atlı koşmakta olan Yakopyan’ın arkasından hızla gidiyor. Fazla uzaklaşamadı zavallı çocuğu vurup öldürdüler. Kadınlar olarak gözyaşına boğulduk. Ana yüreği işte ne yaparsın.’
 Her anlatışında gözleri buğulanan Eso Mama’yı (hala) rahmetle anıyoruz. Savaşlar, Türk ve Ermeni halklarına kan ve gözyaşından başka bir şey getirmemiştir.
 Derleyen ve Aktaran; Engin Yılmaz (Kemaloğlu)


GÖNDERİLEN YORUMLARGÖNDERİLEN YORUMLAR

Ekleyen: NECATİ YILDIZ 02 Kasım 2013, Cumartesi 23:26
bizlerden önce yaşanan tarih imizi bize yaşatıyorderleyen arkadaşa çok teşekkürler
YORUM GÖNDERYORUM GÖNDER
  Adınız Soyadınız :
  Mesajınız :
Not : Lütfen küçük harf kullanınız. Maksimum 500 karakter

Önemli Not : Gönderilen mesajlar sistem tarafından kayıt altına alınmakta olup site yöneticileri tarafından görülmektedir. Lütfen bu hususa dikkat edelim ve başkalarını rahatsız edici mesajlar göndermeyelim.
Sayfa Üretim süresi :0,0215

© 2012 meryemkoyu.org.tr
Meryem Köyü Web Portalı http://www.meryemkoyu.org.tr

Tam Ekran